gel yanıma uzan, anlat bana neler yaptılar sana
halbuki ne güzel olurdu. ne yaşadıysan, ne yaşattılarsa anlatırdın, dert yanardın bana. seve seve dinlerdim. yanımda yara bandım da olurdu. sarar sarmalardım seni. kanayan yaralarına da öpücük kondururdum. iğrenmezdim bile. senin olan her şeyi sırtlamaya dünden hazırdım. şimdi bile hazırım. valizim kapımın yanında. tek sözüne bakar. bense ardıma bile bakmam. öyle.
duymak istediğim sözleri söyle bana, kaçsın gitsin ne kadar şeytanım varsa
spesifik bile değil o sözler, biliyor musun. söyleyeceğin her şey için geçerli. bir selamın bile etrafımdaki kara bulutları dağıtır, sarılsan havalara uçar kaçarım. sana en beyazından bulutlar toplar da öyle inerim yeryüzüne.
kararmış kalbime ışık sızmıyor, hem de hiç, hiç, sıfır
belki de sen o çatlakların arasından sızardın. belki mi. özür dilerim. başarırdın. zor bile değildi. ışık hep dalgalar halinde yayılmaz zaten, bunu bilirsin. ışığım olmalıydın. gölgelerin üzerine çökmeliydin. her şeyi açıklığa kavuşturmalıydın. beni tekrar görebilecek hale getirmeliydin. elimi tutmalı, düştüğüm yerden tek hamlede kaldırmalıydın. yola devam ettirmeliydin. birlikte çıkacağımız yola.
kapının ardındasın şimdi, açmalı mıyım
her hayat bir soru. o kulbu çevirmeli miyim. seni içeri davet etmeli miyim. aklımdaki şüpheler ne olacak. onları bir bir çözecek misin. yine berraklaşacak mı bu zihin. yoksa karanlığa iyiden iyiye teslim mi olacak. bana tüm bu sorularımın yersiz olduğunu kanıtlayacak mısın. yoksa o soruların yanına bir başka soru olarak mı yerleşeceksin. bana bunu mu yapacaksın.
hisettiklerim, öğrendiklerim... yoruldum artık, hep yalnız başımayım
kendimden başka dostum yok mu yoksa. sorularımı sadece ben mi cevaplayabilirim. o kadar yetkin biri miyim yani. başarabilecek miyim. ne yapmalı, nasıl davranmalıyım. kimse destek olmayacak mı. bir başıma mıyım bu yolda. sahi, hangi yolda. hepimiz o yolda yolcu değil miydik. böyle söylemişlerdi bize. yoksa bunu söyleyenler başka yollardaydı da çekip gittiler mi. ardlarına bile bakmadılar değil mi. sanırım anlıyorum.
kapı da kapalı, gözlerin de. ama artık güneşi görebiliyorum, orada, görebiliyorum
demek hakikaten öyle. ne kadar korkum varsa. ne kadar endişem varsa. ne kadar sorum varsa. öyleymiş. düşündüğüm, en çok korktuğum gibiymiş. olanlar çoktan olmuş. ben de olmaya çalışıyormuşum.
bu anahtarı alacağım, kalbine saklayacağım, orada kalacak
gerek yokmuş biliyor musun. ne sana, ne sözlerine, ne bakışlarına, ne gülümsemene, ne sarılmana, ne öpmene, ne fısıltılarına, ne korkularına, ne dertlerine, ne sıkıntılarına, ne uğraşlarına, ne gülüşmelerine, ne inildemelerine, ne, ne, ne, ne.
çünkü sen de affedemediklerimden birisin
sen dedim, kusura kalma. siz. sizler. ötekiler. başkaları. elalem. ben olmayan herkes yahu. kimse bir diğerine öyle yardımcı olmuyor. yanında kalmıyor. olmasına destek olamıyor. bunu sanki sadece ben biliyorum. evren kulağıma bir sır fısıldamış gibi. ama evren bizden sır saklamaz ki. affedemeyeceğim çok insan varmış meğer. a, dur biraz. kimseyi affedemezmişim ki. komik. bir kuklayı nasıl affedebilirsin ki.
ardından yola çıkacağım
ve olmanın yollarını arayacağım. olana kadar olanları düşüneceğim. bolca vaktim var sanırım. veya son birkaç saniyem. bu da olmasa ne iyi olurdu. bazen yetmiyor, bazen geçmiyor. ama sen fark etmiyorsun. etmiyoruz. nereden, nereye, neden. sahi, olamadan göçmekten kötüsü ne olabilir ki.
halbuki ne güzel olurdu. ne yaşadıysan, ne yaşattılarsa anlatırdın, dert yanardın bana. seve seve dinlerdim. yanımda yara bandım da olurdu. sarar sarmalardım seni. kanayan yaralarına da öpücük kondururdum. iğrenmezdim bile. senin olan her şeyi sırtlamaya dünden hazırdım. şimdi bile hazırım. valizim kapımın yanında. tek sözüne bakar. bense ardıma bile bakmam. öyle.
duymak istediğim sözleri söyle bana, kaçsın gitsin ne kadar şeytanım varsa
spesifik bile değil o sözler, biliyor musun. söyleyeceğin her şey için geçerli. bir selamın bile etrafımdaki kara bulutları dağıtır, sarılsan havalara uçar kaçarım. sana en beyazından bulutlar toplar da öyle inerim yeryüzüne.
kararmış kalbime ışık sızmıyor, hem de hiç, hiç, sıfır
belki de sen o çatlakların arasından sızardın. belki mi. özür dilerim. başarırdın. zor bile değildi. ışık hep dalgalar halinde yayılmaz zaten, bunu bilirsin. ışığım olmalıydın. gölgelerin üzerine çökmeliydin. her şeyi açıklığa kavuşturmalıydın. beni tekrar görebilecek hale getirmeliydin. elimi tutmalı, düştüğüm yerden tek hamlede kaldırmalıydın. yola devam ettirmeliydin. birlikte çıkacağımız yola.
kapının ardındasın şimdi, açmalı mıyım
her hayat bir soru. o kulbu çevirmeli miyim. seni içeri davet etmeli miyim. aklımdaki şüpheler ne olacak. onları bir bir çözecek misin. yine berraklaşacak mı bu zihin. yoksa karanlığa iyiden iyiye teslim mi olacak. bana tüm bu sorularımın yersiz olduğunu kanıtlayacak mısın. yoksa o soruların yanına bir başka soru olarak mı yerleşeceksin. bana bunu mu yapacaksın.
hisettiklerim, öğrendiklerim... yoruldum artık, hep yalnız başımayım
kendimden başka dostum yok mu yoksa. sorularımı sadece ben mi cevaplayabilirim. o kadar yetkin biri miyim yani. başarabilecek miyim. ne yapmalı, nasıl davranmalıyım. kimse destek olmayacak mı. bir başıma mıyım bu yolda. sahi, hangi yolda. hepimiz o yolda yolcu değil miydik. böyle söylemişlerdi bize. yoksa bunu söyleyenler başka yollardaydı da çekip gittiler mi. ardlarına bile bakmadılar değil mi. sanırım anlıyorum.
kapı da kapalı, gözlerin de. ama artık güneşi görebiliyorum, orada, görebiliyorum
demek hakikaten öyle. ne kadar korkum varsa. ne kadar endişem varsa. ne kadar sorum varsa. öyleymiş. düşündüğüm, en çok korktuğum gibiymiş. olanlar çoktan olmuş. ben de olmaya çalışıyormuşum.
bu anahtarı alacağım, kalbine saklayacağım, orada kalacak
gerek yokmuş biliyor musun. ne sana, ne sözlerine, ne bakışlarına, ne gülümsemene, ne sarılmana, ne öpmene, ne fısıltılarına, ne korkularına, ne dertlerine, ne sıkıntılarına, ne uğraşlarına, ne gülüşmelerine, ne inildemelerine, ne, ne, ne, ne.
çünkü sen de affedemediklerimden birisin
sen dedim, kusura kalma. siz. sizler. ötekiler. başkaları. elalem. ben olmayan herkes yahu. kimse bir diğerine öyle yardımcı olmuyor. yanında kalmıyor. olmasına destek olamıyor. bunu sanki sadece ben biliyorum. evren kulağıma bir sır fısıldamış gibi. ama evren bizden sır saklamaz ki. affedemeyeceğim çok insan varmış meğer. a, dur biraz. kimseyi affedemezmişim ki. komik. bir kuklayı nasıl affedebilirsin ki.
ardından yola çıkacağım
ve olmanın yollarını arayacağım. olana kadar olanları düşüneceğim. bolca vaktim var sanırım. veya son birkaç saniyem. bu da olmasa ne iyi olurdu. bazen yetmiyor, bazen geçmiyor. ama sen fark etmiyorsun. etmiyoruz. nereden, nereye, neden. sahi, olamadan göçmekten kötüsü ne olabilir ki.