oldu bitti

hayat, öyle görünüyor ki solup gidiyor
her geçen an bilinmezliğe yaklaşıyor
kendime söylediğim yalanlar da fayda etmiyor artık
kavuşmam gereken sona her şeyden çok ihtiyacım var


sonra hep oturduğu sıraya birer karanfil bıraktılar. ilk defa yüzlerindeki duygu gerçekti. ama bunu kimse bilemeyecekti.

araba çarptı ona. dalgın bir sürücü. dalgın bir oğlan. iki taraf da suçsuzdu. sağa sola bakmadı, yukarı fırladı. aşağı düştü. uçtu gitti. haberi tez ulaştı. kimse konduramadı. selası verildi. defin edildi. hikayesi böylece bitti.

iyiden iyiye boşuna çabaladığını düşünmeye başlamıştı. kendini boğucu düşüncelerin kucağına bıraktı. sonra sigarasının bittiğini fark etti. üzerini giyip dışarı çıktı.

bu hisler onu hep yalnız hissettirdi. öylesi anlarda en yakın dostu sigaraya sarılırdı. ona dert bile yanamayacak kadar naifti ama sorun değildi. cansız da olsa, onu rahatlatabilen yegâne şeydi bu.

geçirdiği son dönemi şöyle hızlıca değerlendirdi. hiçbir şey kayda değmemişti. elini attığı her işte başarısız olmuştu. kendini aşıp harekete geçmişti ama nafileydi. olduramamıştı. hayal kırıklığı bir kaç kat daha artmıştı.


dün, sanki hiç yaşanmamış gibi


yaşanması kuvvetle muhtemel ilişkisi henüz başlamadan bitmişti ve bu onu derinden yaralamıştı. kendine binlerce kez nasıl sorusunu sordu. fakat içinden çıkamadı. aklı almıyordu. alabilecek gibi de durmuyordu. o ölü doğan sevdasına, sigarası da ona yandı. bu bir süre devam etti. fakat sadece biri kül oldu.

o, "biz böyle de iyiyiz" deyip gülümsedi. bu beklenmedik bir cümleydi. duyulması hiç istenmeyen cinsten hem de. boğazında peydahlanan dikenleri bir türlü yutamadı. gözlerini sıkıca yumdu. süzülen birkaç damla yaş toprağa düşmeden oradan kaçıp güvenli bölgesine sığındı.

tüm cesaretini toplamıştı. olacaktı. açık açık konuşacaktı ve mutlu sona varacaktı. öyle umuyordu. planlarını yapmıştı. başarısızlık ihtimaller dışındaydı. onu aradı ve buluşma ayarladı. o, biraz geç de olsa geldi. zamanlaması hiç iyi olmamıştı zaten. birlikte biraz yürüdüler. görece kuytu bir yerde durdular. zaman da onlara eşlik etti. onun gözlerine baktı. kelimeleri sarf etti. zaman yeniden akmaya başladı.

tek bir çıkış yolu olduğuna artık iyiden iyiye inanmıştı. harekete geçse iyi olacaktı. bir sigara yakıp uzaklara daldı. kafasında dolaşan binlerce tilkiyi tek tek avladı. kuyruklarından uzunca bir halat yapıp cesaret denen canavarın boynuna doladı, onu dize getirdi. kafasına koyduğu şeyin peşine düştü. zaman gelmişti.

bir yandan yatakta kıvranıyor, bir yandan da fikirlerini tartıyordu. kendi zihniyle saatler süren hararetli bir tartışmaya girmişti. artık akıttığı gözyaşlarını dahi fark edemeyeceği bir raddeye gelmişti. bedeni tamamen uyuşmuştu. sonra uykuya daldı. ertesi sabaha bir parça daha kararlı uyandı.
aydınlanmıştı sanırım. dün gecesini hatırladı. duşa girip rahatlama aradı. aradığını buldu. buldu. aradığını, buldu.

o gülüşün ona ait olmasını istiyordu. ürkek bedenine bir defa sarılıp, hiç bırakmamak bir de. ona ait her şeye feci ölçüde muhtaçtı. bunun nasıl olduğunu ve nereden geldiğini düşünmesi imkansızdı. ancak başarması için ne yapması gerektiğini bilmiyordu. öğrenmeye kararlıydı.

bir gün gözlerinin koca bir çöplükte parıldayıp duran bir elmas parçasına takıldığını fark etti. şaşırdı. hem de çok. kurtarıcısı o olabilirdi. hayır, olabilirdi değil. oydu. ilk defa bir şeyleri bilmenin dayanılmaz hazzını tattı. tadı damağında kaldı. birkaç damla gözyaşı döktü. ama sebebini kimse bilmedi.

etrafı sarıldıkça yalnızlaşıyordu. ilginçti. şaşkındı. fazlasıyla üzgün. azıcık dargın. kayıtsız hiç değildi. algılamada güçlük çekmiyordu ne de olsa.

hiçbir şeyin beklediği ve umduğu gibi gitmeyişi üzerine düşündü. bu, sanki henüz kabuk bağlamamış bir yarayla oynamak gibiydi. eşeledikçe kanıyor, acısı daha da artıyordu. mazoşist değildi ama devam etti. kan kaybı fazla artmadan durdu. zira bir şeyleri idrak etmişti.

ne zamandan beri böyleydi hatırlayamıyordu. sanki var olduğu ilk andan beri böyle süregelmişti hayatı. hafızasını her zorlayışında midesi bulanıyor, vazgeçiyordu. başa dönmek istediğinde başa ulaşamıyordu. sonunu bilmek bile istemiyordu. arada sürüklenip gitmek onu bu ikisinden de daha fazla rahatsız ediyordu.

okulunda ve özel hayatında başarılı olmak, ondan bekleneni vermek adına çok çabaladı. yan gelip yattığı da oldu. farkında olmadan bunların arasında bir denge kurmuştu. bununla iftihar ediyordu. sonra büyüdü. mutluluğun tanımını unuttu. artık, hayata karamsar bir pencereden bakıyordu.

akıllı bir çocuktu. ümit besleniyordu ona karşı bir kere. istese kralını yapardı. hatta kralı bile yapardı. 

bakmayı, sonra görmeyi, ardından emeklemeyi ve yürümeyi söktü.

doğdu.