ben buyum

bir gün uykumdan uyandığımda erimiş bir muma dönüştüğümü fark ettim

halbuki aşağı yukarı sekiz aydır bunalmış hissetmiyordum

ama niyeyse bugün farklıydı

bunalmıştım

ama neye

ve niye



kalktım

şöyle bi silkelendim

kendime gelmeyi denedim

fakat hiçbir şey fayda etmedi

bir kupa kahve birkaç dal da sigara tükettim

o esnada kafamı boşaltmaya, odağımı öde tarafa çevirmeye çalıştım

kaçmak ve kaçınmak ezelden beri ustalık sahibi olduğum iki değerli yeteneğimdi

lakin her daim can dostum diye saydığım iç sesim bile destek vermiyordu bu sefer


hep başarısız ve içine sinik bir insandım ben

başlamadan ve başlayarak pes etsem bile hiç dert etmedim

olacağı buymuş dedim aman ne olursa olsun dedim sırtımı döndüm

hiçbir zaman etrafımdakileri gururlandıracak bir işe imza atamadım

favori oyuncağım elimden alındığında bile ortalığı karıştırmadım, ağlamadım

olanları olduğu gibi görüp öyle kabullenmeyi şiar edindim ve kendi dikime gittim

sonra herkes birer birer eksilirken onları zihin tiyatromda birer oyuncu haline getirdim

gerçekten yaşamayı hiç istemediğimi tekrardan hatırlayıp bu hayali oyunlarına alkış tuttum

ağzımdan çıkartamadığım iki kelimenin eseri olan tüm bu yıkıntıya rağmen asla kendimden tiksinmedim

ben buyum



suçlayacak kimsen veya akla yatar bir bahanen olmayınca işler ne kadar da zorlaşıyor. "ben yapmadım o yaptı!"lar ve "uğraşsam da başaramazdım ki yav"lar biriktikçe koca bir hayatı çürük tahtalar üzerine inşa ettiğiniz gerçeği daha bi sert çarpıyor yüz gözünüze. gülünç. 

ama ne yapayım, elimden tek gelen bu!
ben buyum!
değersiz bir yığın!
hiç değişmeyecek bir yığın!

yüz ifademden okuyamayacağınız çok sayfam var, keşke bilebilseniz. yaşaya yaşaya bazı şeyleri gizlemeyi öğrendim. öyle bir hale girerim ki hakkımda hiçbir şeyi merak edemez olursunuz. ben soruları sevmem. hele ki bana yöneltilenleri hiç. sakın ha.

"hakikate yaklaştıkça anlayacaksın, sen rüya görüyorsun."

günbegün azalan inanç küllerime üflemeyi kesin. mantıkçı diye bildiğiniz bu herif de bir şeylere körü körüne bağlanıp iyi hissetmek istiyor. bazen. hem belki size benzersem daha uyumlu hale geliriz. hoşuna gitmez mi? ha. siktir et o zaman.

bilmemek, bilememek, bilmek istememek

beni benden başka kimsenin kurtaramayacağını çocukluğumdan beri çok iyi biliyorum. biliyorum da takmıyorum. nasıl olsa kendi yağımda kavrulup gidiyorum, değil mi? yok. bir yerden sonra o da yemiyormuş. lisenin ortalarında bir yerde, yaz tatilinde, en yakın arkadaşımla parktaki çimlere serilip gözlerim kapattığım ve "sikerler, öyle ya da böyle her şey olacağına varıyor." diye mırıldandığım o rahatlatıcı anı daha dün gibi hatırlıyorum. keşke gelecekteki ben zaman makinesiyle oraya gelseydi ve kafama sert bir tekme atsaydı, pekmezimi akıtsaydı. ergenlik dönemimin hatalarına kızıyor oluşum bu hale nasıl geldiğimi özetliyor bence. koca adam olup bahaneyi bunlara atmak. akıl alır iş değil.

ölümüm birden olacak seziyorum
hem kötüyüm karanlığım biraz çirkinim

feci şekilde kalın örülmüş kozamda birkaç çatlağa denk geliyorum. içeriye gün ışığı sızıyor. gözlerimi yakıyor önce, sonra da temas ettiği bütün uzuvlarımı. başta çok ağlıyorum çünkü bedenim zarar görüyor. sonra alışıyorum bu acıya. yanıklar geçiyor, rahatsızlığım da. ona olan ilgim yavaş yavaş artıyor. sempati besliyorum. çatlaklardan birini parmaklarımla kazımaya çalışıyorum. bir arpa boyu yol almam yıllar sürüyor ama dayanıyorum. şevkim de artıyor. deliye dönüyorum, kırıyorum duvarları. beni mest eden o aydınlığa doğru uzanıyorum. tanımadığım bir şey bu. fakat içimi öylesine bir huzurla dolduruyor ki ona ulaştığımda sorularımın yanıt, eksikliğimin tamamlık kazanacağını hissediyorum. uzanıyorum. uzanmaya devam ediyorum. hep devam edeceğim.